Yoruldum

Herkese koştum kendime yoruldum,
Kalbim yoruldu, gönlüm duruldu,
Sanmayın hatırım soruldu,
Vicdanlar kurudu, vicdanım yoruldu. 08.09.2023
Vazgeçtim

Hayallerimiz sanki kurumuş bir dal tanesi gevrekliğindeydi.
Ne zaman umutla tutunduysak hep kırıldı.
Hayatımız bir pamuk ipliği inceliğinde narin,
Kırılan dalların dayanılmaz kuruluğundaydı.
Kalbimiz bir kristal kadar ince ve hassas.
Kırılan gevrek dallar değil, aslında kalplerimizdi.
Halbuki isteğimiz bir tebessüm, bir damla sevgiydi.
Onu da esirgediler ne tebessüm ne de sevgi verdiler.
Hayat işte ne istediğimizi bulabildik ne de mutlu olabildik.
Her şeye rağmen, her şeye inat diyerek direnmiyorum artık.
Vazgeçtim. Ne bir yudum sevgi ne bir tebessüm ne de bir vefa istemiyorum.
Yapmacık samimiyetsiz bir tebessüm, göstermelik mimiklerden oluşan bir sevgiden hoşlanmıyorum. 02.03.2024
Öfke

Öfkene hâkim ol ki,
Gönlüne hekim olasın…
Geleneksel El Sanatları
Geleneksel Türk el sanatlarının tarihi çok eski devirlere, Ortaasya’ ya kadar uzanır. Yapılan el sanatları ürünlerinde yaşam biçimi olan göçebe hayatin özellikleri, tarihî kalıntılardan da anlaşılmaktadır. İşlemeler ve motifler o dönemde çadır, hali, kilim, eyer takımları, elbiseler vb. uygulanmıştır. Devamı İçin tıklayınız
Koca Çınar

Dostlar, arkadaşlar, kardeşler mi dedin,
Hey be koca çınar onlar için hep kendini yedin,
Bunların boş olduğunu ah bir bilseydin,
Gerçekleri kendine keşke söyleseydin.
Kırılan dalların yere düşerken,
Gönlün hep hüzün ve kederden,
Yarım kalan bir seherden,
Sana kırılan kanatların ağırlığı kalır hey koca çınar.
Ah be koca çınar bir anlasaydın hayatı,
Çileyi, ıstırabı, üzüntü ve kederi,
Demezdin o zaman bu insanın kaderi,
O zaman keder kader olmazdı belki de be koca çınar.
Hey be koca çınar,
Ne zamanlar geçti, ne anlar,
Geride hatırlanan hep acı anılar,
Ama sadece unutuldu denilen sancılar,
Hayat ne kadar güzeldi değil mi?
Kelimelerden, duygulardan uzak,
Her söz her duygu sanki bir tuzak,
Galiba mutluluk bize uzak be koca çınar.
Ayakta durmaya çalışıp alışamadığın,
Anlamak, dinlemek için hep çabaladığın,
Gerçek mi, hayal mi hiç anlamadığın, Koca çınarın hüzün anlarıydı o…
Ana Yüregi

Yalnızca anneler mi özler evlatlarını,
Yalnız anneler mi bekler,
Ya evlatlar…
Özlemez mi hiç annelerini, beklemez mi hiç evlatlar,
Sahi güçlü olan o yürek ana yüreği değil miydi?
Evlatlarını sıkı sıkı kucaklayan,
Her acıyı yüreğinde paklayan,
Evladı için her şeye katlanan,
Ana yüreği…
Ananın evladı olsa da, evladın anası yok mudur?
Ananın yüreği yansa da, evladın kalbi yok mudur?
Ana özler tamam da, evladın hasreti yok mudur?
Evlatta da yürek var evlatlar da özler analarını,
Bunu bilen yok mudur?
Tükeniyorum

Bir sahil kenarı akşamüstü,
Bir yanda denizin büyüsü, diğer yanda ben,
Dalgalar sahilde çırpınırken,
Çırpınan kalbimde hep hüzün.
Dalgalar taa derinden gelen bir çığlık gibi,
Bir o yana bir bu yana savrulup giderken,
Tamda derinden geliyor hüzün,
Kalbim kırık gönlüm üzgün.
Duyulan ses denizin kızgınlığımı,
Yoksa kalbimin sessizliğimi,
Sessiz, çaresiz içimdeki ses,
Tükeniyorum bende nefes nefes…
Özgürlük

Bir kuş olmak, özgürce dolaşmak,
Bir su olmak, akıntıya koşmak,
Bir rüzgar olmak, gönlünce esmek,
Bir rüya, bir hayal olmak istiyorum.
Gökyüzünde salına salına,
Bir ırmakta bakına bakına,
Esintide büyük bir hızda,
Geleceğe umutla koşmak istiyorum.
Bir güneş olmak, ışıtmak dünyayı,
Bir su olup, cana can katmayı,
Rüzgar gibi dertleri atmayı,
Umutların canı, canların heyecanı olmak istiyorum…
EVİN KADINI

İnsan büyümeye başlayınca hayatına dair beklentileri ve umutları ile geçirir bazı zamanlarını. Bir an önce büyüyerek bir aşk deryasında gönüllerde yelken açmak, o gönlün bir parçası olmak için hayaller kurar. Artık hayallerin gerçeklerle buluşma zamanı gelir, duvarların arasında bir sıcak yuvanın ışıltısına yelken açılmıştır.
Anadolu’da bir laf vardır ”yuvayı dişi kuş yapar”. Anadolu toplumunun tipik yapısında evdeki ana sorumluluklar kadına yüklenmiştir. Kadın evin aşçısı, kadın evin temizlikçisi, vs. Aslında kadın evin her şeyidir. Ancak burada evin her şeyi olan kadının, sadece evdeki işlerinden, sorumluluklarından bahsetmeyeceğiz. Burada hem evde hem işte çalışan evli bir kadının bir gününü, gözlemleyebildiğimiz kadarı ile değerlendireceğiz.
Bir erkek olarak kadını gözlemleyerek anlayabilmek, onu anlatabilmek tam anlamıyla yeterli olur mu bilemiyorum. Ancak izlenimlerimi objektif bir gözle sizlere aktarmak istiyorum.
Kadının 24 saati;
Sabah altı’da kalk, yorgun olmanın hiç önemi yok. Çünkü öyle bir hakkınız yok. Herkes uyurken siz belki yüzünüzü bile yıkamadan hemen mutfağa koş ve ilk kahvaltı hazırlıkları için ilk adımı at. Çay suyu kaynaya dursun hemen elini yüzünü yıka bir taraftan kahvaltı hazırlıklarını tamamla, bir yandan kişisel hazırlıklarını tamamlamaya çalış, kahvaltı sofrası da bu hengamede hazırlanmış olur. Hele birde çocuk ve/veya çocuklar varsa of of.
Saat yedi olmuştur bu arada, ev halkını uyandırmanın vakti de gelmiştir artık. Ev halkı uyandığına göre, çocukların anneden istekleri, kocanın iş için hazırlıklarına destek. Neyse burayı kısa tutalım. E hadi kahvaltıya oturalım. Bir güzel kahvaltımızı da tamamladık, çocukları okul için hazırladık, bitti mi? Hayır tabii ki. Sofra ortada bekliyor. Kahvaltı sofrasını kaldır, mutfağı temizle, çocukları okula gönder veya yanında götürmek için hazırla. Ya okula götür ya da kreşe.
İşe gitmenin vakti geldi çattı. Son hazırlıklarını da bir çırpıda tamamlayıp, düştük yollara. Sabah zaten yorgunduk ama ne önemi var, birde işe giderken şehrin gürültüsü, trafiği ayrı bir yorgunluk ve gerginlik sebebi. Dedik ya, kadınsın yorulmaya hakkın yok. Ne kadar acımasız bir duygu eksenindeyiz değil mi? Hem kendimize hem diğer insanlara.
İş başlamıştır artık. Akşama kadar çalışıp biraz stres, biraz yorgunluk, artık evin yolunu tutmanın zamanı gelmiştir. Bu arada saat olmuştur akşam yedi.
Eve gelmekle iş bitti mi? Ne mümkün. Akşam yemeği için haydi mutfağa. Bu görev senin, evin gönüllü sultanı. Aç ocakları çocuklar bekler, eşin de gelmek üzeredir veya birlikte gelmişsinizdir. Ancak siz hariç diğerleri sizden yemek beklerler. Nerededir bu evin aşçısı.
Bu faslı da biraz kısa tutacağız. Ocakta yemekler pişerken hemen çocukların gönlünü görmen lazım. Akşama kadar özlemiş olmalılar annelerini. Bir ayak ve elin mutfakta, bir elin ve diğer ayağın evi toplamakta.
Her şey düzenli ve toplu olsun da sen dağıl. Anlatırken bile insanın yüreğini burkuyor. Saat bu arada akşam sekiz olmuştur. Sofra hazırlamıştır artık. Güzel bir akşam yemeği iyi gelir. Bitti mi? Hayır tabii ki bitmedi. Çocuklar odasına çekilip kendi dünyalarında eğlenirken eşiniz kumandasını eline alıp geçmiştir televizyonun karşısına. Akşam yemeğinden sonra çay belki yorgunluğu alır. Haydi evin hükümlü gönüllüsü bu işte sana düştü. Çay hazırlandı ve salonda güzel bir çay keyfi. Çaylar bitti, çay doldur vs. vs.
Bu fasılları o kadar kısa anlattık ki, zannetmeyiniz hepsi oldu da bitti. Arada geçen zamana o kadar çok çile veya mutluluk sığdı ki.
Artık eşinle oturup televizyon mu seyretsen, gündelik tasalara çözüm mü üretsen. Bu arada akşam saat on olmuştur. Mutfağı topla bulaşıkları yıka, sabah için kahvaltıda yapacağın şeylerin hazırlıklarını tamamla derken, saat gecenin onbir’i olmuştur. İyice yoruldun değil mi? Sabah erken kalkman lazım, dinlenmen lazım. Oturup bir aile muhabbetine bile fırsat bulmak ne mümkün. Çocukları yatırdın evi topladın düzenledin. Temizlik diğer günlere nasipmiş. Ve gün bitti. Uyumak senin de hakkın. Muhabbet sonraya, dertleşmek
sonraya, sahi ev kadını senin görevlerini saymak için nasıl bir liste hazırlamalıyız. Unuttuğumuz, göremediğimiz görevlerinden bahsedemediğimiz için bizi affet.
Anlatmaya çalıştığımız sadece bir günün çok kısa özeti. Hafta sonları performansı artırılmış mesai konusunu daha gündemimize bile almadık. Haydi kolay gelsin sana. Mutluluklar sana.




