Yıkıp gitmek istiyorum tüm tabularımı, tüm hayallerimi.
Çıkıp gitmek istiyorum kabul edilemediğim bu hayatın, derin dünyalarından. Sığınmaya, tutunmaya çalıştığımız kalpler mi güvenli, yoksa aydınlık dünya mı? Yaşarken öğreniyoruz bütün bunları. Bir yaşamın içine doğuyoruz. Tabi yaşadıklarımız kader mi, keder mi? Onu da bilemiyoruz. Yoruldum. İstemiyorum artık beni ve hiç kimseyi.
Yalanın, tespih tanelerinin huşu ile çekilmesi gibi söylendiği bu dünya, bana dar geliyor. Nefesimi kesiyor yapmacık davranışlar. Ruhumu sıkıyor kalbini putlaştırmış sahte insanlar.
Nefesim, ciğerlerimi delercesine soğuk dokunuşlarıyla vuruyor kalbime. Kalmadı kalbimde bir sıcaklık. Üşüyorum ve korkuyorum. Bakınıyorum etrafıma boşluktan seslenircesine. Her bakış kayboluşumu resmediyor bana.
Korkuyorum artık her nefesten, şaşırtmıyor beni hiçbir söz. Şaşırmıyorum insanların duygu depremcisi olduklarına. Güven duvarlarının altında kaldım. Ne atacağım imdat çığlıklarını ne de altında kalıp beklerken yıkılan kalbimin acısını hissetmeyecekler. Duymayacaklar beni sahte insanlar.
Sessizliğimin ve çaresizliğimin, ayazda kalmış kuruluğunu gözyaşlarım ile ıslatmak istiyorum.
Evet. Ağlamak istiyorum bu halime. Hem de hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum. Gözyaşlarım kalbimi yumuşatsın, nefesime soluk olsun istiyorum. Yüreğimdeki tarifsiz acıyı yıkasın istiyorum.
Bir sağanak gibi dökülmek istiyorum. Köşeme çekilip sessizce hıçkırıklara boğulmak istiyorum.
Üzülemiyorum biliyor musunuz? Kalbim donmuş, yüzüm solmuş, gözyaşım kurumuş. Dilim lal olmuş. Sözlerim sarhoş. Konuşsam da konuşmasam da boş.
Aslında neye üzüleceğimi, neden üzüleceğimi bilmiyorum. Kendimi yuvasız kalmış bir kuşun çırpınışlarında hissediyorum. Neye, nereye sığınsam, bilemiyorum. Diyorum ki; duygularıyla kalbimde oluşturdukları harabenin yıkık duvarları arasına mı sığınayım, sözleriyle zedeledikleri güvene, öze mi sığınayım? Kaldı mı benim için sığınabileceğim bir çatı.
Kaçmak istiyorum, yalanın ibadet olmadığı yerlere. Çekip gitmek istiyorum naylon duyguların bir çift yüzü, sayısız sahte bakışlara dönüştürdüğü yerlerden.
Sahi, sahte duyguların duvarları arasında kendimize sahici bir dünyayı nasıl kurduk. Nasıl yaptık biz bunu kendimize? Bulamadık değil mi sığınılacak yerler.
Sevginin sahte, aşkın yavan olduğu bu güven çöplüğünde nasıl kaldık? Her maskenin arkasında kalan yapmacık yaşamların, bizim hayatımızı bir tuvale çizer gibi çizmesine niçin izin verdik?
Kaybolduk bu ışıltılı dünyanın sahte gülüşleri arasında. Bu dünyanın düzenine ayak uydurup tüm ışıltıyı gasp eden, bu ışığı herkese çok göreni, ben görmek istemiyorum.
Sığınamadığım, sığmadığım ne kalplerde ne de başka yerlerde olmak istemiyorum.
Tek sığınabileceğim kalbim kaldı. Onu da soldurmayın diyorum.





Yorum bırakın