
Bütün canlılar ne kadar muhtaç değil mi? Doğduğun bu dünyada gökyüzü örtün olmuyor. Yeme, içme, arada birçok ihtiyacın yanında barınma da en önemli ihtiyaçlar arasına giriveriyor.
Senin evin neresi? Üstünde çatısı olan bir dört duvar mı? Yoksa evin, huzur içinde kalabildiğin bir yer mi?
Ev dediğin seni örtmeli, huzurun esintisini ruhuna üflemeli. Ev dediğin seni kendine çekmeli, içinde tutmalı.
Peki neresi olmalı ev denilen alan? Ev, bir kalp mi, sıcak bir ana kucağımı, yoksa huzurlu bir çevre mi? Hakikaten evin neresi?
Baba evi insanın başlangıç ayarlarının temel ifadesidir. İnsanın dönüp dolaşıp her zaman özlemle yad ettiği baba evi, gerçekten herkes için aynı değer ve seviyede midir?
Önce, çocukluğumuzun sıcacık sığınağı ana kucağıydı evimiz. Sonra kendimize korunaklı çatılar gibi gördüğümüz sıcacık kalpleri ve bizlere açılan o kocaman kucağı evimiz zannettik.
Aslında çocukluğumuzdan bu yana, hep evimizin nerede olduğunu aradık.
Bir yerim acırken beni kucaklayan o kollar dedik, ağlarken gözyaşımızı silen o şefkatli eller dedik, duygularımızı yüreğinde paklayan kalpler dedik. Bulamadık.
Her arayış yeni alanlar sundu bizlere. Aramaktan ne biz yorulduk ne de aranan kendini hediye etti bizlere. Hayatımız hep bizden kaçtı, biz de onu kovalayarak koştuk. Evet hep koştuk, koştuk ama nafile.
İçimizi ısıtan bir sevgi oluverdi evimiz. Bizi her şeyimizle kabul eden bir kalp oluverdi. Belki de bizi dış dünyanın olumsuz koşullarından koruyan bir beton örgüsü oluverdi evimiz.
Yoksa biz evin ne olduğunu daha tam anlayamamış birer kâşif miyiz? Arayışlarımız hep bir kısır döngü ekseninde.
Tanımlayamadığımız duyguların bize ne anlatmak istediğini acaba bilemedik mi? Yoksa duygularımız bizi aldattı mı? Yoksa biz hayata objektif bakamadık da gerçek dünyanın sanal aleminde mi aradık her şeyi.
Evimiz neresi? İnsanın evi nerededir?
Aslında evi yalnızca bir kalp, sığınılacak bir liman, çatısı olan duvarlar diye değerlendirmemek lazım.
Ev insanın hem maddi hem de manevi ihtiyaçlarını karşılayacak, zaman ve mekânı bağımsız olan bir varlık olarak değerlendirilmelidir.
Peki evin neresi?
İnsanın barınma ihtiyacını karşılayacak bir çatısı da olabilir, ruhundaki sızıyı duyabilecek bir kalpte. İnsan için bir şemsiye bile, yağmurdan koruduğu için onun sığınağı, evi gibi olabilir. Onu dertlerden koruyan bir duygu da sığınağı olabilir.
Sırlarını saklayan kalbin de senin evindir. Umutlarının tükenmez bitmez isteklerini biriktirdiğin aklın da senin evindir. Bir fırtınada bedenini koruyan kıyafetlerinde, penceresinden dünyayı izlediğin dört duvar da senin evindir.
Ev dediğin sadece maddi varlıklarla temellendirilecek kadar basit bir kapsamla tanımlanmamalıdır.
Ev dediğin; sığabildiğin, yaşayabildiğin, umutlanabildiğin, mutlu olabildiğin ve mutlu ettiğin yerdir.
İnsan bir kalbe de sığar, bir göze de. İnsan bir daireye de sığar bir malikâneye de. Nereye sığabiliyorsan, nereye sığınabiliyorsan evin oradadır.
Evin nerede? Diye sorarlarsa; sığdığım, sığınabildiğim yer dersin.





Yorum bırakın